Yükleniyor...

Kategori: İş Hukuku - İş Hukuku

İş Kazasından Doğan Destekten Yoksun Kalma Tazminatı Nedir?

 İş kazası sonucu bir işçinin hayatını kaybetmesi hâlinde, ölenin sağlığında maddi yardımda bulunduğu veya ileride bulunması hayatın olağan akışına göre beklenen kişilerin, bu yardımdan yoksun kalmaları nedeniyle uğradıkları zararın parasal karşılığına destekten yoksun kalma tazminatı denir. Tazminatın hukuki dayanağı 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunumuzun 53. maddesinin üçüncü bendidir; anılan hüküm, ölüm hâlinde "ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıpların" giderilmesini öngörür. Bu tazminatın en ayırt edici özelliği, ölenin değil geride kalanların zararını karşılamasıdır. Bu nedenle mirasçı olmak şart değildir; mirası reddeden kişi de bu hakkını kaybetmez ve ölenin borçları bu alacaktan mahsup edilemez. Bu yazımızda iş kazasından kaynaklanan ölümlerle sınırlı kalmak kaydıyla, tazminatın şartlarını, hak sahiplerini, hesaplama yöntemini, Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından bağlanan gelirin etkisini, görevli mahkemeyi ve süreleri ele alacağız.

 İş Kazasından Doğan Destekten Yoksun Kalma Tazminatının Şartları Nelerdir?
 Tazminatın doğabilmesi için şu unsurların birlikte gerçekleşmesi gerekir:
 Ortada 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunumuzun 13. maddesi kapsamında bir iş kazası bulunmalıdır.
 İş kazası ölümle sonuçlanmış olmalıdır; yalnızca yaralanma hâlinde destekten yoksun kalma tazminatı değil, yaralanan kişinin kendi bedensel zararı gündeme gelir.
 Ölen ile tazminat isteyen kişi arasında destek ilişkisi bulunmalıdır.
 Ölenin destekte bulunma gücü, talep edenin ise destek görme ihtiyacı olmalıdır.
 Ölüm ile talep edilen zarar arasında uygun illiyet bağı bulunmalıdır.
 Burada önemle belirtmek gerekir ki destek ilişkisi hukuki bir ilişki değil, eylemli bir durumdur. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 22.06.2018 tarihli ve 2016/5 E., 2018/6 K. sayılı kararına göre destek ilişkisinin varlığında belirleyici olan, desteğin olunan kişinin ihtiyaçlarının sürekli ve düzenli biçimde karşılanmasıdır. Yardımın tek seferlik, geçici veya gelişigüzel olması hâlinde desteğin sürekliliğinden söz edilemez.

 Destekten Yoksun Kalma Tazminatı Talep Edebilecek Hak Sahipleri Kimlerdir?
 Hak sahipliği, mirasçılıktan bağımsız olarak değerlendirilir. Uygulamada hak sahipleri şu şekilde gruplandırılmaktadır:
 Eş, çocuklar ve ana-baba bakımından destek ilişkisi karine olarak kabul edilir; ayrıca ispat yükü yoktur.
 Nişanlı, imam nikâhlı eş, kardeşler, torunlar, kayınvalide ve kayınpeder ile bakımı üstlenilen diğer kişiler bakımından ise destek ilişkisinin somut delillerle ispatlanması gerekir.
 Kardeşler bakımından uygulamada, ölenin refah içinde, talep edenin ise zaruret içinde bulunması aranmaktadır.
 Ana-baba yönünden köklü bir tartışma 2018 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararı ile sona ermiştir. Buna göre ana ve/veya babanın çocuğunun ölümü nedeniyle açtıkları destekten yoksun kalma tazminatı davalarında, destek ilişkisinin ispatı için Sosyal Güvenlik Kurumundan gelir bağlanmış olması şartı aranmaz; çocukların ana-babaya destek oldukları karine olarak kabul edilir. Ana-babaya ölüm geliri bağlanıp bağlanmaması, destek ilişkisinin varlığı yönünden değil, tazminatın miktarının belirlenmesi noktasında dikkate alınır.
 Yaygın kanının aksine, ölenin kaza tarihinde gelirinin bulunmaması da tazminat hakkını ortadan kaldırmaz. Ev hanımı olarak çalışan, öğrenci olan veya henüz iş hayatına girmemiş kişilerin ölümünde dahi geride kalanların yoksun kaldığı destek hesaplanır. Nitekim Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 2019/6311 E., 2020/2142 K. sayılı kararında, Kurumca gelir bağlanmayan ana ve/veya babaya sigortalının fiili desteği kanıtlanmadan pay ayrılmasının, ölenin desteğinden fiilen yararlanan eş ve çocukların zararlarının karşılanamaması sonucunu doğuracağı; bu hâlde 6098 sayılı Kanunumuzun 50. ve 51. maddeleri uyarınca hakkaniyete uygun makul bir maddi tazminata hükmedilmesi gerektiği vurgulanmıştır.


 Destekten Yoksun Kalma Tazminatı Hangi Yöntemle Hesaplanır?
 Tazminat, tek bir çarpma işlemiyle bulunabilecek bir tutar değildir. Ölenin kalan yaşam süresinin ve çalışma hayatının yıl yıl modellenmesine dayanır. Hesaplamada üç dönem ayrılır:
 Bilinen dönem: Kaza tarihinden hesap raporunun düzenlendiği tarihe kadar geçen ve gelirin fiilen bilindiği dönemdir; bu dönem için iskonto ve artırım uygulanmaz.
 Aktif dönem: Hesap tarihinden ölenin emeklilik yaşına kadar süren, fiilen çalışacağı varsayılan dönemdir; ölenin son kazancı esas alınır.
 Pasif dönem: Emeklilik yaşından bakiye ömrün sonuna kadar süren dönemdir; bu dönemde kural olarak asgari ücret düzeyinde gelir varsayılır.
 Bilinmeyen döneme ilişkin kazanç, uygulamada progresif rant yöntemiyle hesaplanır: her yıl için gelir belirli bir oranda artırılıp aynı oranda iskonto edilerek bugünkü peşin değere indirgenir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 21.12.2021 tarihli ve 2018/10-1027 E., 2021/1708 K. sayılı kararında, bu hesapta ücret artış ve iskonto oranının %10 olarak uygulanmasının yerinde olduğu, Kurumun kendi peşin sermaye değeri hesaplarında kullandığı %5 oranının tazminat hukukundaki gerçek zarar hesabına aktarılamayacağı belirtilmiştir.


 Bakiye Ömür Hangi Tabloya Göre Belirlenir?
 Bu soru, tazminat miktarını en çok etkileyen teknik meselelerden biridir. Uzun yıllar Fransa kaynaklı PMF 1931 tablosu kullanılmıştır; ancak bu tablo cinsiyet ayrımı gözetmemekte ve yeni doğan bir insanın ömrünü ortalama 56,64 yıl olarak kabul etmektedir. Buna karşılık Hazine Müsteşarlığı, Hacettepe Üniversitesi Aktüerya Bilimleri Bölümü ve diğer kurumların çalışmalarıyla hazırlanan TRH 2010 Ulusal Mortalite Tablosu, kadın ve erkek için ayrı veriler içermekte; yeni doğan yaşam süresini kadınlarda 78,02, erkeklerde 71,93 yıl olarak belirlemektedir.
 Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.04.2025 tarihli ve 2023/1155 E., 2025/263 K. sayılı kararı ile bu konuda içtihat birliği sağlanmıştır. Kurul, gerçek zarar hesabının özü itibarıyla varsayımlara dayandığını, bu nedenle gerçeğe en yakın ve güncel verilerin kullanılması gerektiğini belirterek, bakiye ömür süresinin belirlenmesinde ülkemize özgü verileri içeren TRH 2010 yaşam tablosunun esas alınacağını kabul etmiştir. Aynı yöndeki uygulama, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 30.05.2024 tarihli ve 2024/3323 E., 2024/5474 K. sayılı kararıyla da Bölge Adliye Mahkemeleri arasındaki uyuşmazlığın giderilmesi suretiyle teyit edilmiştir.
 Bununla birlikte bakiye ömrün hangi tabloya göre belirleneceği, bozma sonrası yargılamada usuli kazanılmış hak açısından ayrıca değerlendirilir. Bozma kararı davalı lehine ise, davalı aleyhine daha uzun bir bakiye ömür öngören tabloya geçilerek hesaplama yapılamaz. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 2021/639 E., 2022/15330 K. sayılı kararında bu ilke, TRH 2010 tablosuna geçiş bakımından açıkça uygulanmıştır.


 Destek Payları Nasıl Belirlenir?
 Ölenin gelirinin tamamı hak sahiplerine dağıtılmaz. Yargıtay'ın kabul görmüş pay esası şu şekildedir:
 Çocuksuz durumda destek, gelirini eşiyle ortak paylaşır; gelirden desteğe %50, eşe %50 pay ayrılır.
 Çocukların eş ile birlikte pay alacağı durumda desteğe 2 pay, eşe 2 pay, her çocuğa 1 pay verilir.
 Eş, çocuklar ve ana-babanın birlikte pay alacağı durumda desteğe 2, eşe 2, her çocuğa 1, ana ve babaya 1 pay ayrılır.
 Çocuk sayısı arttıkça hem desteğe hem de diğer pay sahiplerine ayrılan paylar düşer. Bir çocuğun destekten çıkması hâlinde payı desteğe, eşe ve diğer çocuklara dağıtılır; ana ve babaya verilmez. Ana ve babadan birinin destekten çıkması hâlinde payı diğerine aktarılır. Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 2016/18416 E., 2019/8680 K. sayılı kararında bu pay esası ayrıntılı biçimde ortaya konulmuş; Daire, bu dağıtımın Türk aile sistemine uygun düştüğünü, çünkü desteğin gelirinin aile bireyleri arasında birlikte paylaşıldığını belirtmiştir.
 Pay belirlemesinde ölüm anındaki durumla yetinilmez. Destek, genç yaşta ve çocuklu olarak ölmüşse, sağ kalması hâlinde ileride yeniden evlenebileceği ve bu evlilikten de çocuk sahibi olabileceği, hayatın olağan akışı gereği varsayılır. Bu varsayım, geride kalan hak sahiplerinin paylarının kademeli olarak belirlenmesini gerektirir. Aksi yönde bir başka ilke daha vardır: Tazminat hesabında yalnızca yaşamı devam eden hak sahipleri için pay ayrılır. Aynı kazada ölen eşe pay ayrılmaz; zira kendi yaşamı sürmeyen kişinin destekten yoksun kaldığından söz edilemez.
 Tazminat talep etme hakkı bulunmayan bir hak sahibi varsa, onun payı da boşa gitmez. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 2022/4037 E., 2024/2111 K. sayılı kararında, kazada vefat eden çocuğun babasının aynı zamanda sigortalı araç sürücüsü olduğu olayda, babanın tazminat talep etme hakkı bulunmadığından payının babanın muhtemel yaşam süresi boyunca anneye aktarılması gerektiği belirtilmiştir.


 Ölenin Geliri Nasıl Tespit Edilir?
 Tazminatın belirlenmesinde ölenin kaza tarihindeki mesleği ve geliri tespit edilir. Bir işi yoksa gelir asgari ücret kabul edilir. Asgari ücret üzerinde gelir iddia ediliyorsa bu iddianın ispatlanması gerekir; ancak mahkeme bedensel zarar davalarında zararı re'sen belirlemekle yükümlü olduğundan, Sosyal Güvenlik Kurumu kayıtlarını, ilgili meslek odasından o mesleği icra edenlerin kaza tarihi itibarıyla ortalama ücretlerini ve zabıta araştırmasını kendiliğinden yaptırmalıdır. Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 2016/18416 E., 2019/8680 K. sayılı kararında, bilirkişinin meslek odasına sorulmadan varsayıma dayalı bir ücret kabul etmesi bozma nedeni sayılmıştır.


 Sosyal Güvenlik Kurumu Tarafından Bağlanan Gelir Tazminatı Nasıl Etkiler?
 İş kazası sonucu ölümde hak sahiplerine Kurum tarafından ölüm geliri bağlanabilir. Bu durumda, aynı zarar için hem Kurumdan hem işverenden ayrı ayrı ödeme alınmasını, yani mükerrer ödemeyi önlemek amacıyla bağlanan gelirin rücuya tabi kısmı tazminattan mahsup edilir. Dayanak, 6098 sayılı Kanunumuzun 55. maddesidir:
 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunumuzun 55. Maddesine Göre:
 "Destekten yoksun kalma zararları ile bedensel zararlar, bu Kanun hükümlerine ve sorumluluk hukuku ilkelerine göre hesaplanır. Kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacını taşımayan ödemeler, bu tür zararların belirlenmesinde gözetilemez; zarar veya tazminattan indirilemez."
 Mahsup bakımından iki farklı rejim vardır ve bunların karıştırılması uygulamada en sık yapılan hatalardan biridir:
 Kaza üçüncü bir kişinin kusuruyla meydana gelmişse, 5510 sayılı Kanunumuzun 21. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca bağlanan gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı rücuya tabidir. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 2021/639 E., 2022/15330 K. sayılı kararında, ilk peşin sermaye değerinin tamamının değil yarısının mahsubu gerektiği; aksi yöndeki hesaplamanın hukuka aykırı olduğu açıkça belirtilmiştir.
 Kaza yalnızca işverenin kusurundan kaynaklanıyorsa, 5510 sayılı Kanunumuzun 21. maddesinin birinci fıkrası kapsamında hesaplanan ilk peşin sermaye değerinin rücu edilebilir kısmı mahsup edilir. Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 2017/6697 E., 2019/1156 K. sayılı kararında, işveren dışındaki herkesin üçüncü kişi sayıldığı, indirilmesi gereken peşin sermaye değerinin kusur raporuna göre üçüncü kişilerin kusurunun yarısı ile işverenlerin kusurunun toplamı üzerinden hesaplanması gerektiği belirtilmiştir.
 Mahsup, yalnızca rücu edilebilir kısımla sınırlıdır. Tam kaçınılmazlık hâlinde yapılan ödemeler, teknik arıza hâlindeki ödemeler, zarar görenin müterafik kusuruna yansıyan ödemeler ve tahsis tarihinden sonra meydana gelen artışlar 6098 sayılı Kanunumuzun 55. maddesi uyarınca tazminattan indirilemez. Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 2019/6311 E., 2020/2142 K. sayılı kararında, ilk peşin sermaye değerine faiz işletilmek suretiyle fazla indirim yapılması kanuna aykırı bulunmuştur.
 Bu ilke kamu düzenine ilişkindir. Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 2025/6144 E., 2025/16213 K. sayılı kararında, iş kazasından kaynaklanan maddi tazminat davalarının nitelikçe Kurum tarafından karşılanmayan zararın tahsiline ilişkin olduğu, bu nedenle ilk peşin sermaye değerinin rücuya tabi kısmının hesaplanan tazminattan düşülmesi gerektiği vurgulanmıştır. Kurumun henüz rücu davası açmamış olması mahsubu engellemez.

 İşverene Yapılan Ödemeler Tazminattan Nasıl Mahsup Edilir?
 Kaza sonrasında işveren veya alt işveren tarafından hak sahiplerine ibraname karşılığında ödeme yapılması sık karşılaşılan bir durumdur. Uygulamada bu ödemenin tazminattan mahsubunda denkleştirme metodu kullanılır: Ödemenin yapıldığı tarihteki verilere göre her bir hak sahibinin gerçek zararı ayrı ayrı saptanır, ödenen tutarın bu zararı karşılama oranı belirlenir, bulunan oran güncel hesap raporundaki verilere uygulanır ve karşılanmayan bakiye zarar hüküm altına alınır. Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 2022/7915 E., 2023/4050 K. sayılı kararında, ödenen tutara faiz işletilerek güncelleme yapılmasının yeterli görülmediği, denkleştirme oranının esas alınması gerektiği belirtilmiştir.

 Kalp Krizi Sonucu Ölümde İşverenin Kusuru Nasıl Değerlendirilir?
 Kalp krizi sonucu gerçekleşen ölümlerde işverenin sorumluluğu, objektifleştirilmiş kusur sorumluluğudur; kusursuz sorumluluğa dönüşmez. Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 2025/6144 E., 2025/16213 K. sayılı kararında, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunumuzun 4. ve 5. maddeleri ile 6098 sayılı Kanunumuzun 417. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca işverenin sorumluluğunun objektifleştirildiği, ancak bu durumun kusursuz sorumluluk hâline dönüşmediği; kişinin yaşı, genetik özellikleri, beslenme şekli, tütün ve alkol kullanımı gibi bünyesel faktörlerin iş kazanın oluşumundaki etkisinin ayrıca araştırılması gerektiği vurgulanmıştır. Anılan kararda, işverenin kusuru ile bünyesel faktör arasındaki dağılımın tespiti için işyeri hekimliği ve kardiyoloji uzmanlarının yer alacağı bir bilirkişi heyetinden rapor alınması gerektiği belirtilmiştir. Bu değerlendirme, doğrudan tazminat miktarını etkilediği için dosyanın en kritik aşamalarından biridir.

 İş Kazasından Doğan Destekten Yoksun Kalma Tazminatı Davasında Görevli ve Yetkili Mahkeme Hangisidir?
 a) Görevli mahkeme: İş kazasından kaynaklanan maddi tazminat davalarına İş Mahkemesi sıfatıyla bakılır. Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 2019/6311 E., 2020/2142 K. sayılı kararında, davaya İş Mahkemesi sıfatıyla bakılması gerektiğine ilişkin bozma ilamına uyulmuştur. Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 2017/6697 E., 2019/1156 K. sayılı kararında da dava iş kazasından kaynaklanan tazminat istemine ilişkin görülmüştür.
 b) Yetkili mahkeme: Kural olarak davalının yerleşim yeri mahkemesidir. Birden fazla davalı varsa bunlardan herhangi birinin yerleşim yerinde dava açılabilir. İş kazalarında, işin yapıldığı yer mahkemesinin yetkisinin değerlendirilmesi somut olaya göre değişmektedir.
 c) Davalılar: İşveren ve kusuru varsa alt işveren ile üçüncü kişilerdir. 4857 sayılı İş Kanunumuzun 2. maddesinin yedinci fıkrası uyarınca asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı yükümlülüklerinden alt işverenle birlikte sorumludur.

 İş Kazasından Doğan Destekten Yoksun Kalma Tazminatında Arabuluculuk Zorunlu mudur?
 Hayır. 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu uyarınca dava şartı olarak arabuluculuğa ilişkin düzenleme, iş kazasından doğan maddi ve manevi tazminat davalarını kapsam dışında bırakmıştır. Bu yazının hazırlandığı tarih itibarıyla iş kazasından doğan destekten yoksun kalma tazminatı davalarında arabuluculuk dava şartı değildir.


 İş Kazasından Doğan Destekten Yoksun Kalma Tazminatında Faiz Ne Zaman İşlemeye Başlar?
 6098 sayılı Kanunumuzun 55. maddesine, 16.07.2026 tarihli 7589 sayılı Kanunla eklenen fıkralarla faiz başlangıcı bakımından yeni bir ölçüt getirilmiştir. Buna göre, destekte bulunan kişinin kazancının bilindiği döneme ilişkin hesaplanan tazminat miktarı toplamına haksız fiilin veya zarar doğuran olayın meydana geldiği tarihten; kazancın bilinemediği döneme ilişkin hesaplanan tazminat miktarı toplamına ise karar tarihinden itibaren kanuni faiz işletilir. Ayrıca, aynı hükümler uyarınca ifa amacıyla tahkikat başlayıncaya kadar ödenen bedel, ödeme tarihine göre belirlenecek tazminat miktarından oransal olarak mahsup edilir.
 Bu değişiklik, faiz başlangıcını tek bir tarihe bağlamak yerine dönem ayrımına dayandırmaktadır. Değişikliğin zaman bakımından uygulanmasında ölçüt olay tarihidir: 6101 sayılı Kanunun geçici hükümleri gereği, anılan değişiklik ancak yürürlüğe girdiği tarihten sonra meydana gelen haksız fiil veya zarar doğuran olaylar hakkında uygulanır. Daha önce meydana gelen olaylarda, maddenin değişiklikten önceki hükümlerinin uygulanmasına devam olunur. Bu nedenle, kaza tarihi ile dava tarihi arasındaki ilişki, faiz talebinin nasıl kurulacağını doğrudan belirler.

 İş Kazasından Doğan Destekten Yoksun Kalma Tazminatında Zamanaşımı Süresi Ne Kadardır?
 Zamanaşımı, tazminatın hukuki sebebine göre belirlenir. Haksız fiilden doğan tazminat taleplerinde, zarar görenin zararı ve sorumluyu öğrendiği tarihten itibaren iki yıllık, her hâlde fiilin işlendiği tarihten itibaren on yıllık süre uygulanır. Eylem aynı zamanda suç teşkil ediyorsa, 6098 sayılı Kanunumuzun 72. maddesi uyarınca ceza kanununda öngörülen daha uzun zamanaşımı süresi uygulanır. Taksirle ölüme neden olma suçunda bu süre, Türk Ceza Kanunumuzun 66. maddesi uyarınca daha uzun olabilmektedir. Zamanaşımı bir def'i olup hâkim tarafından re'sen dikkate alınmaz; davalının açıkça ileri sürmesi gerekir.

 Kısmi Dava ve Talep Artırımı
 16.07.2026 tarihli 7589 sayılı Kanunla, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunumuzun belirsiz alacak davasına ilişkin 107. maddesi yürürlükten kaldırılmıştır. Yürürlükten kaldırılma tarihinden önce açılmış davalar bakımından ise 7589 sayılı Kanunun geçici hükümleri gereği mülga 107. madde uygulanmaya devam olunur.
 Kaldırılma tarihinden sonra açılacak davalarda izlenmesi gereken yol, 6100 sayılı Kanunumuzun 109. maddesine eklenen dördüncü fıkradır. Bu hükme göre alacağın sadece bir kısmının dava edildiği durumlarda talep konusu, aynı davada bir defaya mahsus olmak üzere iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın tahkikatın sona ermesine kadar artırılabilir ve zamanaşımı, artırılan kısım bakımından da dava tarihinden itibaren kesilmiş sayılır. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunun 08.05.2026 tarihli ve 2021/8 E., 2026/1 K. sayılı kararı uyarınca, dava dilekçesinde hiç yer almayan yeni bir talep kısmen ıslah yoluyla davaya dahil edilemez. Talep sonucunu artırmak ile davaya yeni bir talep eklemek birbirinden farklı işlemlerdir.

 Uygulamada Karşılaşılan Sorunlar
 Destekten yoksun kalma tazminatı dosyalarında hak kaybına en sık yol açan noktalar şunlardır:
 Destek paylarının Dairenin kabul görmüş esasına göre değil, bilirkişinin serbest takdiriyle belirlenmesi. Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 2016/18416 E., 2019/8680 K. sayılı kararı, bu tür raporların hükme esas alınamayacağını göstermektedir.
 Ölenin gelirinin varsayıma dayalı olarak belirlenmesi; meslek odası ortalama ücretlerinin, Sosyal Güvenlik Kurumu kayıtlarının ve zabıta araştırmasının yapılmaması.
 İlk peşin sermaye değerinin tamamının mahsup edilmesi; oysa kaza üçüncü kişinin kusuruyla meydana gelmişse mahsup edilecek tutar ilk peşin sermaye değerinin yarısıdır.
 İlk peşin sermaye değerine faiz işletilerek fazla indirim yapılması.
 Kazada ölen eşe pay ayrılması veya tazminat hakkı bulunmayan hak sahibinin payının diğer hak sahiplerine aktarılmaması.
 Bozma sonrası yargılamada usuli kazanılmış hakkın gözetilmemesi; özellikle bakiye ömür tablosu, asgari ücret yılı ve dönem tarihleri bakımından bu husus kritik önemdedir.
 Kalp krizi kaynaklı ölümlerde bünyesel faktörlerin hiç değerlendirilmemesi veya buna karşılık işverenin kusursuz sorumlu gibi görülmesi.

 Sıkça Sorulan Sorular

 İş Kazasından Doğan Destekten Yoksun Kalma Tazminatını Kimler Talep Edebilir?
 Eş, çocuklar ve ana-baba destek ilişkisinin karine olarak kabul edildiği hak sahipleridir. Nişanlı, kardeş, torun ve fiilen destek görülen diğer kişiler ise destek ilişkisini somut delillerle ispatlamak zorundadır. Mirasçı olmak şart değildir.

 İş Kazasında Ölen İşçinin Emekli Maaşı Alan Anne ve Babası Tazminat İsteyebilir mi?
 Evet. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 22.06.2018 tarihli ve 2016/5 E., 2018/6 K. sayılı kararı uyarınca ana-babanın destek ilişkisi karine olarak kabul edilir; Kurumdan gelir bağlanmış olması ispat şartı değildir. Gelir bağlanıp bağlanmaması, tazminatın miktarının belirlenmesinde dikkate alınır.

 Sosyal Güvenlik Kurumundan Ölüm Geliri Bağlanmışsa İşverenden Tazminat İstenemez mi?
 İstenebilir. Kurumdan bağlanan gelir, tazminat hakkını ortadan kaldırmaz; yalnızca ilk peşin sermaye değerinin rücuya tabi kısmı hesaplanan tazminattan mahsup edilir. Bakiye zarar için işverene karşı dava açılabilir.

 Tazminat Miktarı Önceden Kesin Olarak Hesaplanabilir mi?
 Kesin bir tutar önceden söylenemez. Tutar; ölenin geliri, bakiye ömrü, hak sahiplerinin sayısı ve kompozisyonu, destek payları, kusur oranları, Kurum gelirinin rücuya tabi kısmı ve bozma sonrası yargılamada usuli kazanılmış hak durumu gibi çok sayıda değişkene bağlıdır. Mahkemece alınacak aktüerya raporu, denetime elverişli biçimde bu verilerin tamamını göstermelidir.

 Manevi Tazminat da İstenebilir mi?
 Evet. Destekten yoksun kalma tazminatı maddi zararın karşılığıdır. Ölenin yakınları, 6098 sayılı Kanunumuzun 56. maddesi uyarınca ayrıca manevi tazminat talep edebilir. Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 2019/6311 E., 2020/2142 K. sayılı kararında, manevi tazminatın tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıracak oranda takdir edilmesi gerektiği belirtilmiştir.

 İş Kazasından Doğan Destekten Yoksun Kalma Tazminatı Terekeye Dahil midir?
 Hayır. Bu tazminat, hak sahibinin kendi şahsında doğan bir haktır; mirasçılar arasında miras hükümlerine göre paylaştırılmaz. Her hak sahibi kendi tazminatını bağımsız olarak talep eder.

 Sonuç
 İş kazasından doğan destekten yoksun kalma tazminatı, hem sorumluluk hukukunun hem aktüerya biliminin kesiştiği teknik bir alandır. Hakkın doğumu bakımından belirleyici olan destek ilişkisinin varlığı; miktar bakımından belirleyici olan ise bakiye ömür tablosu, destek payları, kusur oranı ve Kurum gelirinin rücuya tabi kısmıdır. Yargıtay'ın 2018, 2021, 2024 ve 2025 tarihli kararlarıyla bu başlıkların büyük bölümünde uygulama birliği sağlanmıştır. Buna karşılık her somut olay kendi özelinde değerlendirilmelidir; kusur dağılımı, gelirin ispatı ve olay tarihine göre uygulanacak rejim dosyadan dosyaya farklılık göstermektedir. Bu nedenle tazminat sürecinin, aktüerya ve iş güvenliği alanlarına hâkim bir avukat aracılığıyla yürütülmesini tavsiye etmekteyiz. Yazıda yer alan bilgiler genel bilgilendirme amacı taşır; somut olayın koşullarına göre hukuki değerlendirme değişebilir.