Yükleniyor...

Kategori: İdare Hukuku - İdare Hukuku

Zina Nedeniyle Boşanma ve Kullanılabilecek Deliller

 Zina, Türk Medeni Kanunumuzun 161. maddesinde düzenlenen özel ve mutlak bir boşanma sebebidir. Eşlerden biri evlilik birliği devam ederken başka bir kişiyle cinsel ilişkiye girerse, diğer eş boşanma davası açabilir; zina olgusu kanıtlandığında hâkim, evlilik birliğinin çekilmez hale geldiğini ayrıca araştırmaksızın boşanmaya karar verir. Zina nedeniyle açılan davada en kritik iki mesele, zina olgusunun hangi delillerle ispatlanabileceği ve bu delillerin hukuka uygun yöntemlerle elde edilip edilmediğidir. Bu yazımızda zinaya dayalı boşanma davasının şartlarını, ispat ölçütünü, uygulamada kabul edilen ve reddedilen delilleri, hak düşürücü süreleri ve boşanmanın mali sonuçlarını ele alacağız.

 Zina Nedeniyle Boşanma Davasının Hukuki Temeli
 Türk Medeni Kanunumuzun 161. maddesi zinayı şu şekilde düzenlemektedir:
 Türk Medeni Kanunumuzun 161. Maddesine Göre:
 "Eşlerden biri zina ederse, diğer eş boşanma davası açabilir. Davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her hâlde zina eyleminin üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer. Affeden tarafın dava hakkı yoktur."
 Görüldüğü üzere zina, hem özel hem de mutlak bir boşanma sebebidir. Mutlak olmasının anlamı şudur: Zina kanıtlandığında hâkim, evlilik birliğinin sarsılıp sarsılmadığını ayrıca değerlendirmez, doğrudan boşanmaya karar verir. Boşanma sebepleri özel ve genel olmak üzere ikiye ayrılır; zina, hayata kast ve onur kırıcı davranış gibi sebepler özel, evlilik birliğinin temelinden sarsılması ise genel boşanma sebebidir. Bu ayrım, ispat bakımından önem taşır.
 Zina, eski Türk Ceza Kanunu döneminde bir suç olarak düzenlenmişken, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunumuzun yürürlüğe girmesiyle suç olmaktan çıkarılmıştır. Bu yazının hazırlandığı tarih itibarıyla zinanın cezai bir yaptırımı bulunmamakta; ancak boşanma davasında ağır kusur oluşturması nedeniyle tazminat, nafaka ve mal paylaşımı üzerinde doğrudan sonuç doğurmaktadır.

 Zina ile Sadakatsizlik Arasındaki Fark: Hangi Davranış Zina Sayılır?
 Hukukumuzda zina, cinsel birlikteliği ifade eder. Zinadan söz edilebilmesi için eşlerden birinin başka bir kişiyle cinsel ilişkiye girmesi gerekir. İlişkinin bir kez gerçekleşmiş olması yeterlidir; tekrarlanması veya belirli bir düzen içinde sürmesi şart değildir. Ayrıca cinsel ilişkinin her iki tarafın isteğiyle gerçekleşmiş olması gerekir; tecavüz gibi iradeyi sakatlayan durumlarda zina sebebine dayalı boşanma davası açılamaz.
 Buna karşılık öpüşme, sarılma, el ele tutuşma, flört etme, duygusal yakınlık kurma, romantik mesajlaşma gibi cinsel ilişkiye varmayan davranışlar hukuken zina sayılmaz. Bu tür davranışlar uygulamada "sadakatsizlik" veya "güven sarsıcı davranış" olarak nitelendirilir ve Türk Medeni Kanunumuzun 166. maddesi kapsamında evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebiyle boşanmaya dayanak yapılabilir. Kısaca ifade etmek gerekirse: Her zina aynı zamanda güven sarsıcı bir davranıştır, ancak her sadakatsizlik zina değildir. Bu ayrım, ispat ölçütü ve talep edilecek boşanma sebebi bakımından belirleyicidir.
 Uygulamada sık karşılaşılan bir yanılgıyı burada düzeltmek gerekir. Yaygın kanının aksine, zina nedeniyle boşanma davası açabilmek için eşlerin fiilen ayrı yaşıyor olmaması gerekmez; sadakat yükümlülüğü boşanma davası kesinleşinceye kadar devam eder. Ayrılık kararı verilmiş olması, eşlerin ayrı konutlarda yaşaması veya boşanma davasının derdest olması da sadakat yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz ve bu dönemde gerçekleşen zina, boşanma sebebi oluşturur.

 Zina Nedeniyle Boşanma Davasının Şartları
 Zina sebebine dayalı bir boşanma davasının kabul edilebilmesi için aşağıdaki şartların birlikte gerçekleşmesi gerekir:
 Geçerli bir evliliğin bulunması: Zina fiili evlilik birliği devam ederken gerçekleşmiş olmalıdır. Resmi nikâh olmaksızın sürdürülen birliktelikler, nişanlılık veya evlilik öncesi dönemde yaşanan ilişkiler hukuken zina sayılmaz.
 Başka bir kişiyle cinsel ilişki kurulması: İlişkinin iradi olması ve karşı cinsten bir kişiyle gerçekleşmesi gerekir.
 Hak düşürücü süre içinde dava açılması: Fiilin öğrenilmesinden itibaren altı ay ve her hâlde fiilin gerçekleşmesinden itibaren beş yıl içinde dava açılmış olmalıdır.
 Aldatan eşin affedilmemiş olması: Zinayı affeden tarafın dava hakkı yoktur.
 Şartların herhangi biri gerçekleşmemişse zina sebebine dayalı dava reddedilir. Ancak bu durum, eşin tamamen hukuki korumasız kaldığı anlamına gelmez; zina olgusu, kural olarak Türk Medeni Kanunumuzun 166. maddesi kapsamında genel boşanma sebebi olarak değerlendirilmeye devam eder. Uygulamada bu nedenle dilekçelerin, öncelikle zinaya, olmadığı takdirde evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına dayanacak şekilde terditli (kademeli) kurulması yaygın ve yararlı bir yöntemdir.

 Zina Nasıl İspatlanır? Genel İspat Ölçütü ve Zina Karinesi
 Zina, doğası gereği başkalarının göremeyeceği bir mahremiyet alanında gerçekleştiğinden, ispatı çoğu zaman doğrudan delillerle değil, dolaylı delillerin bir bütün hâlinde değerlendirilmesiyle mümkün olur. Burada belirleyici olan ölçüt, uygulamada "zina karinesi" olarak da adlandırılan şu ilkedir: Cinsel ilişkinin bizzat görülmesi veya görüntülenmesi şart değildir; cinsel ilişkinin gerçekleştirildiğine pek muhtemel bakılan bir durumun varlığı ispat için yeterlidir.

 Bu ilke, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2023/5251 E. ve 2024/3791 K. sayılı kararında (onama) açıkça benimsenmiştir. Karara konu olayda eşin, hem ailesinin sahibi olduğu otelde hem de çeşitli başka otellerde üçüncü bir kişiyle konakladığı, birlikte seyahat ettiği ve olağan sayılmayacak sıklıkta görüştüğü, ayrıca aynı odada otel kayıtlarının bulunduğu tespit edilmiş; bu olgular birlikte değerlendirildiğinde cinsel ilişkinin gerçekleştirildiğine pek muhtemel bakılan bir durumun oluştuğu kabul edilmiştir. Karar, zina nedeniyle boşanmaya karar verilebilmesi için zina olgusunun her türlü şüpheden uzak biçimde doğrudan görülmesinin gerekmediğini göstermesi bakımından yol göstericidir.

 Öte yandan ispat ölçütünün bir sınırı da vardır: Zina iddiası, yalnızca üçüncü kişilerin anlatımlarına, soyut tanık beyanlarına veya şüpheye dayandırıldığında dava reddedilir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2023/7119 E. ve 2024/5391 K. sayılı kararında, dava dışı bir kişinin davacıya gönderdiği mesajlar ve bu hususu tanıklarla paylaşması, ancak taraflar arasındaki ilişkiye dair somut bir yazışma veya fotoğrafın dosyada bulunmaması karşısında zinanın her türlü şüpheden uzak delillerle ispatlanamadığı sonucuna varılmış ve zina sebebine dayalı dava reddedilmiştir. Bu iki karar arasındaki denge şudur: Dolaylı deliller bir bütün olarak güçlü bir tablo oluşturuyorsa zina kanıtlanmış sayılır; deliller yalnızca şüphe düzeyinde kalıyorsa dava reddedilir.

 Zina Nedeniyle Boşanma Davasında Kullanılabilecek Deliller
 Zina davasında delil serbestisi ilkesi geçerlidir; hâkim, hukuka uygun yöntemlerle elde edilmiş delilleri serbestçe takdir eder. Uygulamada kabul gören başlıca delil türleri şunlardır:
 Otel ve konaklama kayıtları: Birlikte konaklamayı gösteren kayıtlar, uygulamada en güçlü dolaylı delil olarak değerlendirilir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2023/3254 E. ve 2023/2586 K. sayılı kararında, otelin konaklayanlara ilişkin kayıt tutma yükümlülüğü çerçevesinde, kolluğa bildirilen konaklayanlar listesinde eşin yanında çalışan kişinin aynı odada kayıtlı olması karşısında zina eyleminin gerçekleştiği kabul edilmiştir. Aynı şekilde 2. Hukuk Dairesi'nin 2023/8849 E. ve 2023/6440 K. sayılı kararında, eşin farklı kadınlarla farklı tarihlerde ve farklı otellerde konaklamasının zinanın varlığını gösterdiği sonucuna varılmıştır.

 Telefon ve HTS kayıtları: Resmî kurumlar aracılığıyla getirtilen HTS (haberleşme trafiği) kayıtları, görüşmenin kime, hangi sıklıkta ve hangi saatlerde yapıldığını gösterir; konuşma içeriğini göstermez. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2024/1096 E. ve 2024/1519 K. sayılı kararında, dava tarihinden geriye dönük makul bir süreyi kapsayan kayıtların getirtilmesi ve özellikle olağan dışı görüşmelerin bulunduğu numaranın kime ait olduğunun araştırılması gerektiği belirtilmiş; yalnızca kısa bir dönemi kapsayan kayıtların zinanın ispatı için yeterli görülmeyeceği vurgulanmıştır. Aynı kararda, zina fiili ispatlanamasa dahi eşin başka bir kişiyle olağan dışı sıklıkta telefon görüşmesi yapmasının sadakat yükümlülüğünün ihlali olarak kusur belirlemesinde dikkate alınabileceği ifade edilmiştir.

 Mesaj ve sosyal medya yazışmaları: Taraflar arasındaki veya eş ile üçüncü kişi arasındaki yazışmalar, ilişkinin niteliğini göstermesi ölçüsünde dikkate alınır. Burada belirleyici olan, yazışmaların hukuka uygun yolla elde edilip edilmediğidir.

 Fotoğraf ve görüntü kayıtları: Birlikte çekilmiş uygunsuz fotoğraflar, kamera görüntüleri veya rızaya dayalı olarak elde edilen kayıtlar delil olarak değerlendirilebilir. 2. Hukuk Dairesi'nin 2023/3254 E. ve 2023/2586 K. sayılı kararında, ilgili eşin rızasıyla alındığı anlaşılan görüntü kaydı hukuka uygun delil kabul edilmiş; eşin bu kayıtta başka bir kişiyle bir evde birden fazla kez buluştuğunu ve bazılarında yakınlaşma olduğunu ikrar etmesi zinanın varlığına delalet eden olgu olarak değerlendirilmiştir.

 Tanık beyanları: Olayı bizzat gören veya duyan tanıkların beyanları delil olarak değerlendirilir. Burada önemli olan, beyanların görgüye dayalı olması, yer ve zaman içermesi ve birbiriyle tutarlı olmasıdır. Yalnızca davacıdan aktarılan, soyut veya zaman ve mekân kavramı içermeyen beyanlar uygulamada zina ispatı için yeterli görülmemektedir.

 Babalık/soybağıyla ilgili sonuçlar: Evlilik içinde doğan çocuğun başka bir kişiden olduğunun soybağının reddi davası veya genetik inceleme ile ortaya çıkması, zinanın varlığına güçlü biçimde delalet eden bir olgudur.

 Bilet, seyahat ve harcama kayıtları: Birlikte uçak/otobüs biletleri, seyahat kayıtları ve anlamlandırılamayan harcamalara ilişkin banka veya kredi kartı ekstreleri, diğer delillerle birlikte değerlendirildiğinde dolaylı delil işlevi görür.
 Yukarıdaki örnekler yalnızca konuya ilişkin yaklaşımı göstermek amacıyla verilmiştir; uygulamada çok daha farklı durumlar söz konusu olabilmektedir. Delillerin ispat gücü, her somut olayda bir bütün hâlinde ve kendi özelinde değerlendirilir.

 Hukuka Aykırı Deliller: Boşanma Davasında Hangi Delil Kabul Edilmez?
 Zina davasının en hassas boyutu budur. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunumuzun 189. maddesinin ikinci fıkrasında açıkça "Hukuka aykırı olarak elde edilmiş olan deliller mahkeme tarafından bir vakıanın ispatında dikkate alınamaz" hükmü yer alır. Anayasamızın 38. maddesinin altıncı fıkrasındaki kanuna aykırı bulguların delil olarak kabul edilemeyeceğine ilişkin ilke de hukuk yargılaması bakımından geçerlidir. Hâkim, karşı taraf itiraz etmese dahi hukuka aykırı delili re'sen değerlendirme dışı bırakmakla yükümlüdür.

 Uygulamada hukuka aykırı sayılan yöntemlerin başında, eşin bilgisi ve rızası dışında telefonuna casus yazılım yüklenmesi veya müşterek konuta ses/görüntü kayıt cihazı yerleştirilmesi gelir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2022/8100 E. ve 2023/1296 K. sayılı kararında, eşin telefonuna rızası dışında casus yazılım yüklenmek suretiyle elde edilen kayıtların hukuka aykırı olduğu ve bu hususun kesinleşmiş ceza mahkemesi kararıyla sabit görüldüğü belirtilmiş; aynı değerlendirme, rızasız olarak cep telefonu ve bilgisayara el konularak elde edilen mesaj kayıtları bakımından 2023/3254 E. ve 2023/2586 K. sayılı kararda da yapılmıştır. Kararda, rızasız elde edilen bu kayıtların kişisel verilerin hukuka aykırı olarak ele geçirilmesi suçunu oluşturduğu ve hükme esas alınamayacağı vurgulanmıştır.

 Hukuka aykırı delilin sınırı yalnızca kaydın kendisiyle de kalmaz. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2024/658 E. ve 2024/8815 K. sayılı kararında, müşterek konuta eşin haberi ve rızası dışında ses kayıt cihazı yerleştirilerek elde edilen kayıtların hukuka aykırı delil olduğu; bununla da kalınmayarak, hukuka aykırı delilin içeriğinin aktarımını içeren tanık beyanlarının da hükme esas alınamayacağı belirtilmiştir. Karar, yasak delilin tanık anlatımı üzerinden dolaylı biçimde hükme sızmasının önüne geçmesi bakımından önemlidir.

 Buna karşılık her kayıt hukuka aykırı sayılmaz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2020/26 E. ve 2022/1434 K. sayılı kararında (bozma), ortak konutta yapılan çekimin diğer eş tarafından bilindiği, çekimin gizli yapılmadığı tespit edilmiş; bu nedenle kaydın hukuka aykırı yolla elde edildiğinden söz edilemeyeceği sonucuna varılmıştır. Karar, bir delilin hukuka aykırı sayılıp sayılmayacağının dürüstlük kuralı ve her somut olayın özelliği gözetilerek belirleneceğini göstermektedir. Benzer şekilde 2. Hukuk Dairesi'nin 2023/3254 E. ve 2023/2586 K. sayılı kararında, eşin rızasıyla alınan görüntü kaydı hukuka uygun delil kabul edilmiştir.
 Konunun anayasal boyutu bakımından Anayasa Mahkemesi'nin 2018/30296 numaralı bireysel başvuruda 07.09.2021 tarihinde verdiği karar aydınlatıcıdır. Mahkeme, eşin diğer eşin telefonuna casus yazılım yükleyerek mesaj, ses kaydı, fotoğraf ve video gibi kişisel verilerini ele geçirip boşanma davasına delil olarak sunması karşısında, yürütülen ceza soruşturmasında elde etme fiilinin kapsamının, verilerde değişiklik yapılıp yapılmadığının ve verilere ne kadar süreyle ulaşıldığının araştırılmamasını ve derece mahkemelerinin eşler arasında özel hayat alanı bulunmadığı sonucunu doğuracak yaklaşımını anayasal güvencelere aykırı bularak özel hayata saygı hakkı kapsamındaki kişisel verilerin korunmasını isteme hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir (İHLAL).

 Bu içtihat çizgisinden çıkan sonuç şudur: Zina iddiasının ispatı, hukuka uygunluk sınırı içinde kalınarak yapılmalıdır. Kişinin özel hayatının gizli alanına müdahale eden, rızası dışında elde edilen kayıtlar yalnızca delil olarak değerlendirilmemekle kalmaz, aynı zamanda ceza soruşturmasına konu olabilir. Delil toplama sürecinin, hak kaybına ve cezai sorumluluğa yol açmaması bakımından alanında uzman bir avukat aracılığıyla yürütülmesini tavsiye etmekteyiz. Bununla birlikte, başka türlü delil elde etme olanağının bulunmadığı ani gelişen durumlarda kayda alınan delillerin hukuka uygun kabul edilebileceği yönünde kararlar da bulunduğunu belirtmek gerekir; ancak bu istisnanın sınırı dar olup her olayda ayrıca değerlendirilir.

 Zina Nedeniyle Boşanmada Hak Düşürücü Süre ve Af
 Türk Medeni Kanunumuzun 161. maddesine göre, davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her hâlde zina eyleminin üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer. Bu süreler hak düşürücü süre niteliğindedir; yani karşı taraf itiraz etmese dahi hâkim tarafından resen gözetilir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2022/4424 E. ve 2022/10508 K. sayılı kararında, öğrenme tarihinden itibaren altı aylık süre dolmamış olsa dahi zina eyleminin üzerinden beş yıl geçmişse davanın reddedilmesi gerektiği; beş yıllık sürenin mahkemece resen gözetileceği belirtilmiştir.

 Altı aylık sürenin başlangıcı bakımından uygulamada iki önemli ayrım vardır:
 Süre gelen (temadi eden) eylemler: Zina ilişkisi devam eden bir birliktelik biçimindeyse, altı aylık süre ilk öğrenme tarihinden değil, son eylemin bittiği tarihten itibaren işlemeye başlar. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2020/6056 E. ve 2021/222 K. sayılı kararında, eşin başka bir kişiyle birlikte yaşamasının devamlılık arz ettiği ve bu birliktelikten çocuğunun olduğu durumda, olayın tek eylem gibi değerlendirilip sürenin ilk öğrenme tarihinden başlatılması hatalı bulunmuş; zinanın süregelen eylem niteliğinde olması hâlinde sürenin son eylem tarihinden başlayacağı kabul edilmiştir. Bu tespit, aynı Dairenin 2023/8849 E. ve 2023/6440 K. sayılı kararında da, son eylemin gerçekleştiği tarihin esas alınması suretiyle teyit edilmiştir.

 Öğrenme tarihinin tespiti: Öğrenme, zina vakfının dava dosyasına yansıyan ilk ileri sürülüş tarihiyle somutlaşır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2023/4384 E. ve 2024/1311 K. sayılı kararında, zina vakfına ilişkin iddianın cevap ve beyan dilekçelerinde ileri sürüldüğü tarihler esas alınmış; sonradan vakfın tanık beyanıyla öğrenildiği yönündeki savunmaya, vakfın daha önceki dilekçelerde açıkça ileri sürülmüş olması nedeniyle itibar edilmemiştir.

 Dava öncelikle başka bir boşanma sebebine dayanılarak açılmış ve zina sebebi sonradan ıslah yoluyla eklenmişse, altı aylık sürenin hesabında ıslah tarihi değil dava tarihi esas alınır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2023/1052 E. ve 2023/3971 K. sayılı kararında, ıslah işleminin dava tarihinden itibaren geçerli olduğu, bu nedenle hak düşürücü sürenin belirlenmesinde ıslah tarihinin değil dava tarihinin esas alınacağı kabul edilmiştir. Aynı kararda, eşlerin çocuklarla kişisel ilişki kurmak amacıyla aynı ortamda bulunmasının ve birlikte zaman geçirmesinin tek başına zinanın affedildiği sonucunu doğurmayacağı, affın varlığı için açık bir affetme iradesi aranacağı belirtilmiştir.

 Af konusu uygulamada sıkça yanlış anlaşılmaktadır. Affetme, yazılı veya sözlü olabileceği gibi affetme anlamına gelen davranışlarla da gerçekleşebilir. Ancak zinayı affeden tarafın zina sebebine dayalı dava hakkı ortadan kalkar; aftan sonra yeni bir zina eyleminin gerçekleşmesi ise önceki affı kapsamaz. Bu nedenle zina öğrenildikten sonraki süreçte sergilenecek davranışların, affetme sonucunu doğuracak nitelikte olup olmadığı dikkatle değerlendirilmelidir.

 Görevli ve Yetkili Mahkeme ile Yargılamanın Gizliliği
 Zina nedeniyle boşanma davasında görevli mahkeme aile mahkemesidir; aile mahkemesi bulunmayan yerlerde asliye hukuk mahkemesi bu davaya aile mahkemesi sıfatıyla bakar. Yetkili mahkeme ise Türk Medeni Kanunumuzun 168. maddesine göre, eşlerden birinin yerleşim yeri mahkemesi veya davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesidir.
 Zina iddiası hassas bir konu olduğundan, Türk Medeni Kanunumuzun 184. maddesinin altıncı fıkrası uyarınca hâkim, taraflardan birinin istemi üzerine duruşmanın gizli yapılmasına karar verebilir. Gizlilik kararının yalnızca duruşma aşamasını kapsadığını, tarafların dosyayı inceleme ve evrak sureti alma haklarını ortadan kaldırmadığını belirtmek gerekir.

 Zina Nedeniyle Boşanmanın Mali Sonuçları: Tazminat, Nafaka ve Mal Paylaşımı
 Zina, boşanmada ağır kusur oluşturduğundan aldatılan eş lehine önemli mali sonuçlar doğurur. Bu sonuçları şu başlıklar altında özetleyebiliriz:
 Maddi ve manevi tazminat: Türk Medeni Kanunumuzun 174. maddesine göre, mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddi tazminat; boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf ise manevi tazminat isteyebilir. Zina fiili kişilik hakkına saldırı niteliğinde olduğundan, aldatılan eş lehine manevi tazminata hükmedilmesi kural olarak mümkündür.

 Yoksulluk nafakası: Türk Medeni Kanunumuzun 175. maddesine göre boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz nafaka isteyebilir. Zina eden eş ağır kusurlu kabul edildiğinden, kural olarak kendi lehine yoksulluk nafakasına hükmedilmesi hakkaniyete aykırı olur.

 Mal rejiminin tasfiyesi: Türk Medeni Kanunumuzun 236. maddesinin ikinci fıkrası ile 252. maddesine göre, zina nedeniyle boşanma hâlinde hâkim, kusurlu eşin artık değerdeki pay oranının hakkaniyete uygun olarak azaltılmasına veya kaldırılmasına karar verebilir. Bu hükmün uygulanabilmesi için boşanma kararının doğrudan zina sebebine dayanması gerekir; genel sebeple boşanmada mal paylaşımı kural olarak eşit yapılır. Ayrıca bu kural yalnızca edinilmiş mallara katılma rejiminde geçerlidir.

 Velayet: Velayet düzenlemesinde belirleyici olan çocuğun üstün yararıdır. Zina yapmak tek başına velayetin kaybedilmesi sonucunu doğurmaz; ancak ebeveynin yaşam biçiminin çocuğun gelişimini olumsuz etkilediği ölçüde velayet değerlendirmesinde dikkate alınabilir.

 Kusur belirlemesi: Zina sebebine dayalı boşanma davası sübut bulduğunda, uygulamada artık ayrıca kusur karşılaştırması yapılmasına gerek olmadığı kabul edilmektedir. Öte yandan karşılıklı boşanma davalarında tarafların kusurlu davranışları birlikte değerlendirilir; bu nedenle zina iddiası yanında diğer eşin de ağır kusurlu davranışları (örneğin aile içi şiddet) varsa, kusur değerlendirmesi bu olgular birlikte ele alınarak yapılır.

 Sıkça Sorulan Sorular

 Zina Nedeniyle Boşanma Davasını Kimler Açabilir?
Zina nedeniyle boşanma davasını, aldatan eş değil aldatılan eş açabilir. Özel boşanma sebebine dayalı boşanma davalarında, davacının kendi kusurlu davranışları nedeniyle kusur karşılaştırması yapılması suretiyle dava hakkının daraltılması kural olarak mümkün değildir; ancak her iki eşin de zina etmesi hâlinde her biri diğerine karşı dava açabilir.

 Zinayı Öğrendikten Sonra Ne Kadar Süre İçinde Dava Açılmalıdır?
Zina öğrenildikten itibaren altı ay, her hâlde zina eyleminin üzerinden beş yıl içinde dava açılmalıdır. Süre gelen ilişkilerde altı aylık süre son eylem tarihinden işlemeye başlar. Bu süreler hak düşürücü süredir ve hâkim tarafından resen gözetilir.

 Zina Nedeniyle Boşanma Davasında Eşin İkrarı Yeterli midir?
Hayır. Boşanmada yargılamaya ilişkin Türk Medeni Kanunumuzun 184. maddesine göre tarafların bu konudaki ikrarları hâkimi bağlamaz; hâkim, boşanma sebebinin varlığına vicdanen kanaat getirmedikçe olguları ispatlanmış sayamaz. Bu nedenle ikrar, diğer delillerle birlikte değerlendirilir.

 Sosyal Medya Yazışmaları Delil Olarak Kullanılabilir mi?
Hukuka uygun yollarla elde edilmiş sosyal medya yazışmaları delil olarak değerlendirilebilir. Ancak sahte profil oluşturarak, hesap sahibinin bilgisi ve rızası dışında elde edilen içerikler hukuka aykırı delil sayılır ve hükme esas alınamaz.

 Ayrı Yaşadığımız Dönemde Eşimin Başkasıyla İlişkisi Zina Sayılır mı?
Evet. Sadakat yükümlülüğü boşanma davası kesinleşinceye kadar devam eder. Ayrı konutlarda yaşama, ayrılık kararı veya derdest boşanma davası sadakat yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz.

 Zina sabit görülürse mahkeme boşanma dışında neye karar verir?
Zina sübut bulduğunda mahkeme öncelikle boşanmaya karar verir; ardından tazminat, nafaka, velayet, kişisel ilişki ve mal rejiminin tasfiyesi gibi boşanmanın mali ve fer'î sonuçlarını değerlendirir. Talep edilmiş olması kaydıyla aldatılan eş lehine maddi ve manevi tazminata hükmedilebilir ve zina eden eşin artık değerdeki payı hakkaniyete uygun olarak azaltılabilir veya kaldırılabilir.

Sonuç 

 Zina nedeniyle boşanma, hem hukuki dayanağı hem de ispat rejimi bakımından teknik bir alandır. Zina olgusunun ispatı, delillerin hukuka uygun yöntemlerle toplanması ve hak düşürücü sürelerin doğru hesaplanması, davanın sonucunu doğrudan etkiler. Somut olayın özellikleri, delil durumu ve süreler dikkate alınarak sürecin alanında uzman bir avukat aracılığıyla yürütülmesini tavsiye etmekteyiz.